Yürümek, yazmak, okumak ve sevmek ispat ister Selvi. Apaçık
bir hakikat bu. Fotoğraflar arasında kalmaktan – bazen bunu bile isteye ve avuç
içlerimi göstererek yaptığımı fark ediyorum- iç kapıya uzak kaldığımı
hissediyorum. Bu his öyle bir şey ki ete kemiğe bürünüyor, aynadan bana
bakıyor, kadrajıma giriyor, adımlarımın uzaklaştığını fısıldarken gözlerini kısıyor.
Bir yumak olup nefes alışverişlerimi yavaşlatırken bir yolu olduğunu
biliyorum. Bütün bu olanları tek çırpıda bitirecek, denklemi çözecek, suyu
bulanık halden duru hale getirecek formülü biliyorum. Biliyorum derken bile en
çok ben bilmiyorum. Ne büyük bir tezatlık Selvi.
Kırmızı halıları elindeki çalı süpürgesi ile süpüren Garib’i
gördün mü Selvi? Gözlerini halıdan ayırmayan, dilini damağına yaslamış susma
orucunda olan o zayıf bedeni, bir kere de olsa uzaktan gördün mü? Kim bilir
hangi hikaye onu buraya getirdi, bileklerine gül suyunu döktükten hemen sonra
çalı süpürgesini kaptığı gibi içinden “ Allah, Allah,” diyerek kapıları kapattı
kendi içinde. Burayı seçti, - burası ona seçtirildi- hangi tövbesinden sonra secdesinden
uzunca bir vakit kalkamadı, bütün kırıklıklarıyla yokuşu çıktı, göz aklarına
oturmuş teslimiyetle beraber susma orucuna niyet etti ve her gün çalı süpürgesi
elinde vazifesini yerine getirdi? Halılar bir sembolse Selvi? Ve o Garib nefsinin
kirini, tozunu süpürüyorsa? Garib bana bakıyor, aramızda epey mesafe var. Bu
mesafeye rağmen kalbimi işaret ettiğini görüyorum. Orada ne var, işaret ettiği
yerin tam merkezinde ne var Selvi?
26 rebiülevvel 1448.
* sema, atakan ılgazdağ.
.jpg)
.jpg)